13 Mayıs 2013 Pazartesi

Reyhanlı katliamını kim yaptı?

Bilinenleri tekrarlamanın lüzumu yok; Hemen herkes Reyhanlı katliamıyla ilgili tefrika hazırlama halinde.

Biz eskiden “burjuva basın” derdik. Zamane ismi “hakim medya” oldu; “merkez medya” diyenler de var. Sermayenin el değiştirmesi, her zamanki gibi işin özüne dair gerçekleri değiştirmiyor.

Burjuva basın, Reyhanlı katliamından bu yana, müthiş bilgi kirliliği yaratıyor, “burjuvaziden” alınan talimat gereği gerçekleri ters yüz ediyor, çarpıtıyor; kamuoyunu istediği gibi yönlendiriyor. Bir beklentimiz yok ama anlı şanlı köşe yazarları ve kimi solcu eskilerinin manipülasyonun taşıyıcısı olarak görev ifa ettiğini söylemeliyiz.

Burjuva basın, Reyhanlı katliamı için mülga THKP-C Acilciler örgütünü ve lideri Mihraç Ural’ı hedef gösteriyor. Bu kadar tesadüf olur mu dememeli, oluyor çünkü. Reyhanlı’dan bir hafta on gün önce Mihraç Ural’ın ismi zikredilmeye başladı burjuva basınında. Suriye’nin Banyas ilçesindeki katliamın “sırtlan” kod isimli Mihraç Ural’a bağlı milis kuvvetlerinin gerçekleştirdiği yazıldı. Aradan kısa süre geçtikten sonra Reyhanlı’da bombalar patladı; siyasi iktidar sözcüleri ve hakim medya Ural’ı hedef göstermekte gecikmedi.

“Armut piş, ağzıma düş”, misali; isim hazırdı, iş, hakim medya aracılığıyla manipülasyon yapmaya kalmıştı. Manipülasyon ustaları kollarını sıvadı ve işe koyuldu. Mihraç Ural’ın şeceresi ortaya döküldü. İnsanların bilinçaltına işleyecek, buna kamuoyunun oluşturma da diyebiliriz, haberler yapıldı.

Habere bakar mısınız: Mülga Acilciler örgütünün lideri Ural, 1980’den bu yana Suriye’de yaşıyor ve Suriye gizli servisi El Muharebat ın denetimi ve yönlendiriciliğinde bulunuyor. Esat ailesinden “kız aldığı” söyleniyor. Ural’ın vakti zamanında Abdullah Öcalan’la yakın ilişkisi olduğu, hatta Doğu Perinçek’in Bekaa’da Öcalan’la görüşmesini Ural’ın sağladığı belirtiliyor.

Haberin varmak istediği nokta şaşırtıcı değil. Öcalan-Ural-Perinçek ilişkisinden yola çıkarak, Reyhanlı katliamında Ergenekon bağlantısı olabileceği hissettirilmeye çalışıyor. Değil mi ki, ‘PKK Ergenekon’un bilgi ve himayesinde kurulmuştu’. Haberi bir de, Öcalan ile Ural’ın birlikte poz verdiği bir fotoğraf ile Öcalan-Perinçek görüşmesinden bir kare ile görsel açıdan zenginleştir, yorumlara belgesel tadı ver ve maksat hâsıl olsun. (İşin Öcalan’a kadar vardırılma çabasını, “hükümetin yanındayız” diye ideolojik-politik kabullerden bihaber açıklama yapan Selahattin Demirtaş’ın yorumuna bırakmak lazım.) Bu arada Mihraç Ural’ın Reyhanlı katliamıyla ilgili söylediği, “’Reyhanlı’yı katleden el, Şam’ı da Halep’i de katleden elin kendisidir’’ şeklindeki açıklamasını da “es” geç, Reyhanlı’daki patlamayla ilgisinin olmadığına dair söylediklerini görmezden gel.

Bir de bütün bunlara, “salatalık-tuz” tezinin doğru olduğunu kanıtlarcasına, “bunlar Esat’ın son çırpınışları” diyen Ufuk Uras ile Doğan Tarkan’ı ekle, “AKP korkusuyla zalim Esad'la empati yapmaya dönüştürenler, katliama çanak tutuklarını sanırım gördüler” diyerek sosyal medyada boy gösteren Hakan Tahmaz’ı listeye al, “Esed Türkiye’nin gücünü test etmeye kalkmasının cezasını fazlasıyla çekecek. Türk Silahlı Kuvvetleri bugünler için var” diyen Yiğit Bulut’u, “Reyhanlı, El Muhaberat odaklı yerli işbirlikçilerine ihale ettiği taşeron eylemidir” diye yazan Şamil Tayyar’ı da unutma, “sağdan-soldan” kamuoyu oluşturma denilen şey bu işte; popüler ifadeyle alın size tam bir toplum mühendisliği.

Bilinenleri tekrarlamamak lazım. Reyhanlı katliamını kim yapmış olabilir, sorusunun yanıtı açık ve nettir: Herkes yapmış olabilir, herhangi birinin yapmış olması bizi şaşırtmaz. Çünkü katliamdaki en önemsiz soru budur: Katliamı kim yaptı?

İsrail mi, İran mı, ABD mi, Lübnan Hizbullah'ı mı, El Nusra mı, El Muhaberat mı, Mihraç Ural mı, bilumum gizli servisler mi, PKK mı?

Gün Zileli'nin Anarşi Haber’de yer alan yorumuna bakıp, yazıyı nihayete erdirelim; ne yani AA, İHA,  DHA “ajans” da, Anarşi Haber, “ajans" değil mi?

“Bu bombaları hangi tarafın patlattığı önemli değildir. Suriye tarafı da olabilir, Türkiye tarafı da. Burada önemli olan, Suriye ve Türk devletlerinin adı konmamış bir savaş içinde olmalarıdır. Devletler savaşır ve masum insanlar bu savaşın kurbanı olur. l. Dünya savaşında vb. masum insanlar zorla gönderildikleri cephelerde ölürlerdi. Artık böyle bir cephe savaşı yok. Devletler her yerde birbirleriyle terör aracılığıyla savaşıyorlar ve ölmek için cephede olmaya bile gerek yok. Çarşıda, pazarda, her yerde patlayan bir bomba ile ölebilirsiniz. Anarşistler, devletler arası savaşlarda asla yer almazlar, her hangi bir tarafı desteklemezler ve savaşı toptan teşhir ederler. Her türlü savaş, devletlerin uyguladığı terörden başka bir şey değildir. Suriye, Türkiye, Arap, Kürt ve Türk halkları kardeşleşmeli ve başlarındaki devletleri yıkmalıdırlar.”





3 Mayıs 2013 Cuma

Muktedirler, muktedirin dümen suyuna girenler ve marjinaller



Açıp bakalım bütün lügatleri; marjinalin karşılığı başka bir yoruma hacet bırakmayacak kadar açıktır: Marjinal, sıra dışı demektir. Buna, sıradan olmayı kabullenmemek, sıradanlaşmayı reddetmek de diyebiliriz. Az ya da çok olmakla, haklı ya da haksız olmakla alakalı değildir, kavram. Çoksunuzdur, gelin görün ki, sıra dışısınızdır; azsınızdır amma velâkin sıradansınızdır.  Kavram tam karşılığını sistem içi olup olmamakla bulmaktadır. Bir başka deyişle, muktedirler sizi sıraya dizmeyi becerdiyse, hizaya girdiyseniz,  iktidarın gözünde marjinalliğiniz nihayete ermiş demektir.

Her devrimci sıra dışıdır, sıradan olmayı reddedendir, hizaya sokulmayı kabul etmeyendir.

İstanbul Valisi’nin açıklamaları bu nedenle doğrudur; asıl doğru olmayan marjinali tırnak içinde yazıp sözcüğe olumsuzluk anlamı yükleyerek, öyle olunmadığını ispatlama çabasıdır.

İtiraz anlamsızdır; ne yani sıra dışı olmadığımızı mı kanıtlayacağız kamuoyuna şimdi. Bu mahcubiyetten ne zaman kurtulacağız?

17 yaşındaki Dilan sıra dışıdır, sapan kullanan delikanlılar da.

Siyasi iktidar İstanbulluları hizaya çekmek istemiştir.  Dilan, sapanlı gençler, DİSK üyeleri, taşeron işçileri yani bizimkiler sıranın dışına çıkmıştır; sıraya girmeye itiraz edenler dayak yemiştir, gaza boğulmuştur. İstanbul’da yaşananların özeti budur.

“Bizimkiler” dayak yerken, muktedirin gözüne girmek isteyenler ve aslında hep orada olanlar Taksim’de sembolik, buna resmi de diyebiliriz, tören yapmıştır. Bu davranışları yakışık olmamıştır.

“Bizimkiler” dayak yerken, Kadıköy’de miting için toplanmak, ileri sürülen bütün gerekçelerin doğru olduğunu kabul etsek bile, “delikanlılığa” sığmamıştır.

Henüz İstanbul’un sokaklarından biber gazının kokusu dağılmadan, DİSK’i “dostça” eleştirmeye kalkışmak da doğru olmamış, muktedirin ekmeğine yağ sürmüştür. O halde bir dostça eleştiri de biz yapalım: İhsan Eliaçık’ın ifadesi ile “abdestli diktatörün” temsil ettiği ortalamaya şirin görünmek için ‘Bediüzzaman’ın bir aydın, bir öncü olarak kabul edilebileceğini’ söylemek olsa olsa, ‘namaz kıldığı için mahalle baskısına uğradığını’ ifade eden muhteremin yerine geçmenizi sağlayabilir. Bu yerin, Dilan’ın yanı olmadığını belirtmeye gerek dahi yoktur.

Bir turnusol işlevi gördüğü sürekli unutulmakta, hep unutulmaktadır; hizaya giren gazeteler eğer size, sizin söylediklerinize çarşaf çarşaf yer ayırıyorsa sayfalarında, bir sorun vardır, mim koymak gerekmektedir, muktedirin sizinle kurduğu ilişkiye. Sizi hizaya getirmişler demektir; kabul edilebilir ifadeyle, siz artık sıradanlaşmışsınızdır.

1 Mayıs akşamı Cnntürk’te Ahmet Hakan’a konuk olan taşeron işçilerin “kızıl saçlı bacısı” Arzu Çerkezoğlu, “hiç kimse bir sonraki 1 Mayıs’ta Taksim’i yasaklamayı aklından geçirmesin” dediğinde karşısında ezilip bükülen “dümencilerin”, İhsan Eliaçık’ın söyledikleri neticesinde yerle yeksan olması, hizaya girenlerle hizayı bozanların arasındaki farkı görünür kılmıştır.

Taşeron işçileri hizaya girmeyecektir; Dilan hizaya girmeyecektir; bizimkiler hizaya girmeyecektir.

Sıra dışı olmanın, devrimcilik olduğunu bir kez daha hatırlatanlara teşekkürü borç biliriz.