19 Şubat 2014 Çarşamba

19 Şubat’tan 30 Mart’a; Ulaş’a ve Mahir’e sığınmak

Partilerin 30 Mart yerel seçim listeleri dün itibariyle kesinleşti. 19 Şubat’a, yani bugüne uyandığımızda, partilerin hangi adaylarla yarışa gireceği kesinlik kazandı.

19 Şubat 1972’ye uyandığımızda Ulaş Bardakçı öldürülmüştü. Sabah saat yedide Arnavutköy’de kuşatıldığı evde katledildi Ulaş; ardından ağıtlar yakıldı, doğan çocuklara ismi verildi.

Bir bakalım gazetelere, internet sitelerine, sosyal medyaya; çıkalım sokaklara, bırakalım “kelli-fellileri”, gençlere soralım, “19 Şubat size neyi hatırlatıyor” diye, ciğerimize ateş düştüğü gün olduğunu bilirler mi, Ulaş’ı hatırlayan kaç kişi çıkar?

Keşke aksi olsa. Lakin bu halde değil memleket.

Tartışmasız, seçim bir düzen içi ortaoyunudur; düzenin tahkimatını sağlamaktadır. Ancak bu kadar tuhaf, ilkesiz bir seçim yaşandığı da vaki değildir. Bakın partilerin listelerine ne demek istediğimiz daha net anlaşılır.

AKP ve MHP’den söz etmiyoruz haliyle. “Komşu mahallelere” bakıyoruz; bakıyor ve öfkeyle karışık umutsuzluğa kapılıyoruz.

Liberalizmle, gericilikle, ırkçılıkla ve şovenizmle barışık adaylar karşımızda duruyor. Solun, sosyalizmin, sosyal demokrasinin, insanlığın temel değerleri değil, genişleme, yayılma, büyüme, daha fazla oy almanın ince taktikleri belirleyici oluyor. Siyaset bilimciler bunu, “merkezin dizayn edilmesi”, “Türkiyelileşme”, “etnik ve mezhepsel kökenin doğal belirleyiciliği” ve benzeri analizler ışığında makul ilan etse de, Türkiye sağıyla, Türkiye gericiliğiyle, liberalizmin Türkiye ayağıyla ile sağlanan yakın temasın solu kulvar dışına itmek dışında her hangi bir sonuca yol açması mümkün görünmüyor. Bakalım aday profili ortalamasına, bakalım partilerin hassasiyetlerine; gericiliğe karşı mücadelenin ve antiemperyalizmin bu kadar önemsizleştiği bir başka seçim dönemi yaşadık mı?

Ulaş’ın öldürüldüğü gün, yani 19 Şubat’ta, her yolu mubah görenlerin hazırladığı listeler boy boy yayınlanıyor gazetelerde. Ulaş, devrimi tek yol gördüğü için öldürüldü; şimdi her yolu mubah görenler belediye başkanları, belediye meclis üyeleri belirledi, listeler önümüzde duruyor.

Sol iddialı bir parti, ırkçı birini aday gösterecek; sol iddialı bir parti Kur’an okuyarak seçim startı verecek; sol iddialı bir parti etnik kökenin her rengini listelerine taşıyacak, etnik değerlerle zenginleştirilmiş bir solun ötesinde yalnızca etnik düzlemde kalacak; sol iddialı bir parti mezhepsel dengeleri gözeterek aday belirleyecek ve bizden de bunu yutmamız istenecek. Yolsuzluğa, hırsızlığa bulaşmayanları değil, kim daha az kirliyse onu seçmemiz gerekecek. En acı olan da bu.

Biz, 19 Şubat’ta Ulaş’a sığınmaya karar verenler olarak, “biz kendimiz”, bu üçkâğıdı yutmadığımızı ilan ediyoruz.

Siz oynayın; oyunuza oy, gücünüze güç katın. Ama bize bulaşmayın, olanı biteni sol diye yutturmayın yeter.

19 Şubat’tan 30 Mart’a; “buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” diyenlerle, her yolu mubah görenler arasındaki uçurum her gün biraz daha derinleşiyor.

Cemal Süreya der ki şiirinde: “Akan zaman değil mesafelerdir.”

30 Mart bu derinliğin dip noktası, bu mesafenin en çok açıldığı gün olacak. Seçimlerin yapılacağı 30 Mart değil kastımız. Mahir Çayan ve arkadaşlarının katledildiği 30 Mart’ı kendimize dert ediyoruz.

Liberalizme, gericiliğe prim vererek var olmaya çalışanlara, Mahir’le yanıt veriyoruz.

Elbette Mahir’in ideolojik-politik emanetini oturur tartışırız; zamane doğrularının bugünün de doğrusu olup olmadığını tartışır kesinleştiririz; o günkü ideolojik-politik tahlil ve önermelerinden hangisinin bugün geçerli olup olmadığını bu işe kafa yoranlara danışırız.  Yani anlayacağınız üzere işimizi yoluna sokarız.

Cemal Süreya der ki şiirinde: “Biz kırıldık daha da kırılırız/ Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.”

19 Şubat’ta Ulaş’ın öldürülmesiyle başlayan ve 30 Mart’ta Mahirlerin öldürülmesiyle nihayete erecek olan seçim garabetine yanıtımızı Ulaş’a, Mahir’e sığınarak veriyoruz.

“Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza” sözünü seçim siyasetinin en üstüne yerleştiriyoruz.

Mahir’le Ulaş’ın birbirleriyle gülerek el sıkıştıkları fotoğraf, Türkiye devrimci hareketinin masumiyetini resmetmektedir.

Onlar gericilere, liberallere yaslanabilir. Biz, bizimkilerin gülüşüne sığınıyoruz.

inonualpat@gmail.com