20 Mart 2014 Perşembe

Kılıçdaroğlu neden kurt işareti yapar?

Kılıçdaroğlu, Mansur Yavaş’la Ankara turuna çıktı. İkili, Tuzluçayır’da mini bir miting gerçekleştirdi. Akşam haberlerinde izledik; kaldırımlarda yoğun bir ilgi vardı CHP konvoyuna. CHP Genel Başkanı bir ara kurt işareti bile yaptı kendini selamlayanlara; belli ki kaldırımdan kurt işaretli bir selam geldi, karşılıksız bırakmak istemedi. O kadar olacak, ne de olsa yanında birkaç ay önce MHP Genel Başkanlığı için adaylığı konuşulan bir isim var. Kurt işaretlerinin havada uçuşması doğal.

Tuzluçayır’daki mitinge bizim çocuklar Deniz Gezmiş fotoğraflarıyla katıldı; bir çeşit protesto hali. Malum, eskilerde yaptığı bir konuşmada, Mansur Yavaş, Deniz’e hakaret ediyordu. Arbede çıkmış hafif tertip, Deniz posterleri yırtılmış, miting görevlileri tarafından. Bunları Çapul TV’den izledik.

Akşam haberleri için cemaatçi Bugün TV’nin karşısındaydım. AKP-Cemaat kapışmasından bu yana, cemaatçilerin haberleri pek neşeli oluyor doğrusu. CHP’nin Tuzluçayır mitingi de vardı haber akışında. Bir başka zaman olsa, ballandıra ballandıra, bire bin katarak verilecek protesto bu kez görmezden gelinmişti; iktidar savaşları nelere kadir böyle.

Samanyolu TV’de ise Kılıçdaroğlu canlı yayındaydı. Olanca dinginliği ile yolsuzlukları, hırsızlıkları, ahlaksızlıkları, hukuksuzlukları anlattı, Egemen Bağış ile Metehan Demir’in, Kur’an’la dalga geçen muhabbetlerinden hareketle, dini hassasiyetler üzerinde önemle durdu.

Olana biten şaşırmadık haliyle. Dönemin trendi bu çünkü. Dini ve ulusal hassasiyetlere sahip çıkan, liberalizm ve gericilikle hesaplaşma diye bir derdi olmayanlar revaçta. Hatta, bırakalım görmezden gelinmesini, dini ve ulusal hassasiyetlere özel önem bile veriliyor; dini referanslar, dini argümanlar sıkça kullanılıyor. Merak edenler, partilerin kaç türbanlı aday gösterdiğini, türbanlı aday gösterilmiş olmasının nasıl da vurgulu hale getirildiğini, propaganda filmlerinde kimlerin kullanıldığını, geleneksel sağcı-muhafazakâr ilçe ve illerde, oraların ideolojik-kültürel iklimine uygun adaylar çıkartıldığını, hangi adayların seçim çalışmasına Kur’an okuyarak başladığını araştırsın.

2014 yerel seçimleri pragmatizmin tavan yaptığı seçimler olarak tarihteki yerini alacaktır, bu kesin. Hedefe ulaşmak için her yol mubah görülüyor, skor, iyi oyununun önüne geçiyor; liberallerden, gericilerden, sağcılardan, ırkçılardan aday devşiriliyor.

Solun temel doğrularına ne olacak peki? Bu, 30 Mart seçimleri öncesi kocaman bir soru olarak karşımızda duruyor. İlla yanıtını bulur, gereğini gücümüz yettiğince hayata geçirmeye çalışırız. Şunu ifade etmeliyiz ki, bu sorunun yanıtıyla bizden başka kimsenin alakadar olduğu falan da yok.

CHP’nin Ankara’da Mansur Yavaş’ı aday göstermesi bu sürecin sadece bir örneğidir; bundan fazla anlam yüklemek CHP’den mevcudiyetinin üzerinde beklentiye girmek anlamına gelecektir ki, bu siyaseten pek doğru olmayacaktır.

Hesap açıktır. Kılıçdaroğlu, kurt işareti yaparak alacağı oylar ile kurt işareti nedeniyle CHP’den kaçacak oyları hesaplamış ve gereğini yapmıştır. Belki de fazla abartmamak, ruh sağlığımız açısından faydalı olacaktır.

BDP’li Ahmet Türk’ün, “Sosyalist dostlarımız ‘Kürtler bizi satıyor’ demesin. Biz çok acı çektik. Bizi de anlayın. Bu fırsatı kaçırmayız.” mealindeki tarihe geçen sözlerinin sol saflarda yarattığı şaşkınlığın izleri hâlâ sıcaklığını koruyor. Bu bağlamda çok örnek var verilecek; cemaatin yayın organlarında arz-ı endam edenlerin, Said-i Nursi'ye methiye düzenlerin farkındayız.

CHP’li ve BDP’li dostlar alınmasın: Ahmet Türk’ün vedası ile Kılıçdaroğlu’nun kurt işareti yapması aynı simgesel öneme sahiptir; sosyalist solla araya koyulan mesafenin simgesel ifadesidir.


inonualpat@gmail.com




19 Mart 2014 Çarşamba

Biz Berkin’in abileri, Hrant’ın arkadaşları, Mahir’in kardeşleri olarak

Mahir öldürüldüğünde 10 yaşındaydım; Mahir 26’sındaydı. Hrant öldürüldüğünde 45 yaşındaydım; Hrant 53’ünde. Berkin 15’inde öldürüldü; ben 52 yaşındayım.

Mahir yaşasaydı, 68 yaşında olacaktı. Hrant yaşasaydı, 60 olacaktı. Berkin yaşasaydı; “ömrü uzun olsun, “başı Mahir’e benzesin, yaşı benzemesin” diyecektik. Diyemedik.

Berkin’in katilleri aramızda dolaşıyor; tetiği çekenler, emri verenler, azmettirenler, aramızda şimdi. Bazen göğüs göğüse geliyoruz onlarla, tıpkı Berkin’in canına kastettikleri gibi, canımıza kastediyorlar. Akşam ajansına düşüyor yüzleri, sabah gazete sayfalarında karşımıza çıkıyorlar.

Hrant’ın katilleriyle aynı havayı soluyoruz; tetiği çekenler, emri verenler, azmettirenlerle sokakta karşılaşıyoruz. Katledilmesine sebebiyet veren linç atmosferini oluşturanlar, daha yeni karıştı aramıza. “Kaldığımız yerden devam” edeceğiz bile dediler TV ekranlarında. “Devam edeceğiz” beyanından kaygılanıyoruz ister istemez.

İhtimal, Mahir yaşındaki askerler ve polislerdir, Mahir ve arkadaşlarının üzerlerine yaylım ateşi açanlar. Şimdi 70’ine merdiven dayamıştır pek çoğu. Kim bilir, torunlarına bakıyorlardır, Berkin yaşındaki torunlarının okuldan evlerine dönmesini bekliyorlardır. Torunlarına anlatacak halleri yok ya, katil olduklarını. “Ölümüne sır” gibi saklıyorlardır, 1972’nin 30 Mart’ında, bu ülkenin en değerli evlatlarını, bizim güzel abilerimizi öldürdüklerini.

Zaman sadece gerçekleri bulanıklaştırmakla kalmıyor, yaş kavramını da muğlaklaştırıyor. Mahir hep abimiz, Berkin hep çocuğumuz, Hrant hep arkadaşımız olarak mı kalacak?

Ataol Behramoğlu, “Ben mi hayatı aşmaktayım/ Yoksa hayat mı aşmakta beni” diye sormuştu bir şiirinde. Berkin Elvan’ın Halkevleri Yaz Okulu’ndaki fotoğraflarını görünce, bu dizeler geldi aklıma. Halkevleri’ne ilk adımımı attığımda neredeyse Berkin kadar küçük yaşta olduğumu hatırladım. Şimdi yaşım 52; hâlâ Halkevleri’nin kapısını çalmakla meşgulüm. Doğal ki çocuk yaştaki duygularım değişti; merak yerini kavrayışa, heyecan yerini dinginliğe bıraktı sanki.

Biz neler öğrendik Halkevleri’nden, Berkin daha neler öğrenecekti? Ataol Behramoğlu’nun sorusunun yanıtı burada gizli. Bir bakıma sorunun yanıtı, Hrant’ın arkadaşı olmanın, yani onunla omuz omuza durmanın; Mahir’in kardeşi olmanın, yani Mahir’den öğrenmenin, ne anlama geldiğini de anlatmaya yetiyor.

Yolu yok, hayatı aşacağız; yolu yok, hayatın bizi aşmasına izin vereceğiz. Bu şiirsel belirlemenin izahı şudur: Hayatın gerçeklerini bilerek siyaset yapacağız, yani ayaklarımızı yere, ülke gerçeklerine basacağız; hayatı değiştirmek için iddia sahibi olacağız, yani örgütleneceğiz.

Arkadaş Zekai Özger ne kadar özlü ifade etmişti şiirinde bunu: Suyun kendi akacağı toprağın sertliğini bileceğini, toprağın suyun gövdesiyle yırtılacağını ve buna da devrim deneceğini anlatmaya çalışmıştı, Mahir’in öldürülmesinden birkaç sene sonra.

Biz hangi sorularımıza yanıt bulduk Halkevleri’nde, Berkin hangi sorulara yanıt bulacaktı?

Sol, sol gibi olmalıydı. Yoksullara değmeliydi, yoksulların bizzat kendisi olmalıydı. Taşıma suyla değirmen dönmeyeceğine delâletti,  devrimci hareketin tarihi. Berkin’in hayatına değmeyen, yoksul mahallelerde filizlenmeyen bir solun inandırıcı olması mümkün değildi. Militanlık ve fedakârlık, sınıfsal temel ve hayatı değiştirme iddiasından güç almalıydı.  Emperyalizm ve kapitalizmle uzlaşmazlık, yeni bir dünyanın kurulabileceğine dair inançla yoğrulmalıydı. Bu devrimdi hiç kuşkusuz; ‘ulaşamazsak da yolunda ölmeye’ değecek kıymetti. Berkin bunları öğrenecekti.

Sol, sol gibi olmalıydı. Gericilik ve şovenizm karşıtlığı temelinde ortaya çıkan hassasiyet devrimin kıymetini çoğaltacak, eşitlikçi, özgürlükçü, etnik ve mezhepsel farklılıklarla zenginleştirilmiş bir program yolumuzu aydınlatacaktı. Hrant, ömrü hayatını bu programı savunmakla geçirmedi mi?

Bir sözümüz var: Mahir’in adını bu ülkenin en güzel yerine, altın harflerle yazacağız. Evet, yazacağız. Bunun ideolojik-politik olarak ne anlama geldiği ayrı bir konudur ancak hayatı aşma ve hayatın bizi aşması diyalektiğinde, kendi hayatını her şeyin üstünde tutanlara Mahir’den öğrendiklerimizle yanıt vereceğiz. 25 yaşında bir delikanlıya, “biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” dedirten nasıl bir inanmışlıksa, bunu hissetmeye çalışacağız; zor olacağı açık, bunun artık geçer akçe olmadığını biliyoruz.

Soru şu: Pragmatizmin cazibesi mi, Mahir olmanın bedeli mi?

Mahir bunu öğretti, Hrant bu bedeli ödedi, Berkin bunları öğrenecekti.

Yaş kavramının bulanıklaştığı, gerçeğin ve solun temel kabullerinin iğdiş edilmek istendiği bir zaman diliminde, Mahir’in, Hrant’ın, Berkin’in katilleri aramızda dolaşırken, dosta düşmana ilan ederiz ki, devrim, yoksul çocukların Mahir’in emanetini devralmasıyla devam etmektedir.

inonualpat@gmail.com