8 Kasım 2014 Cumartesi

Nasuh Mitap’ın suskunluğu(1), Ali Başpınar’ın kızgınlığı

“Ağır abi”lerimizden Nasuh Mitap’ı yitirdik.

Bizim gibi, kendisiyle yakın mesaide bulunmayan, bir kez cezaevinde, birkaç kez de dışarıda sohbet etme olanağı bulan, çokça da devrimci hareketin durumu ve geleceği ile ilgili görüşlerini merak edenler açısından onun kaybı hiç şüphesiz kederli bir duygu olmaktan ziyade politik anlamda boşluğu ifade etmektedir.

Ne yazık ki bu böyledir. Nasıl bir insan, nasıl bir baba, nasıl bir eş, nasıl bir oğul olduğunu bilmeden, onunla kadim dost olmadan, yaşamın doğal koşuşturması sırasında ona değmeden yokluğunu hissetmek nasıl mümkün değilse,  onu hüzünlendiren ve sevindiren şeylere yabancı birinin de derinden etkilenme ihtimali yoktur.

İnsan ilişkisi biraz da ihtiyaçlar üzerinden şekillenir. Sevmek de, özlemek de nihayetinde bundan kaynaklanır. Bu duyguyu ilk kez annenim ölümünde hissetmiştim.

Bizim için politik simge ve değer olan Nasuh Mitap’ın birlikte işkence gördükleri, dayak yedikleri, birbirlerine yaralarını gösterdikleri dava arkadaşları için kocaman bir hayatı ifade etmesi doğaldır.(2)

Her ölüm vakitsizdir derler ve her ölüm ihtiyaca binaen yakıcıdır.

Nasuh Mitap’ın ölümü bizleri yakmıştır. Çünkü suskunluk yakıcıdır.

Devrimci hareket 12 Eylül’de yenildiğinden bu yana, yani 1980’den bu güne hareketin neden yenildiğine ve yenilgi sonrası neler yapılması gerektiğine dair tek satır görüş bildirmemiş, Devrimci Yol geleneğinden gelen insanların bulunduğu hiçbir yapılanmada yer almamış, her birine uzak kalmayı tercih etmiş ve dahası susmayı tercih etmiştir.

O, bizim suskun abimizdir.

Ağır abilere susmak yakışır. Susanlar yaralıdır, susanlar bilgedir, susanlar naiftir. Susanlar, konuşanlara susarak yanıt verir. Lâl olmuş diller edebiyatın nasıl vazgeçilmezi ise Nasuh abinin suskunluğu da Devrimci Yol’un “sırlarına” işaret ettiği için önemlidir.

Nasuh abinin suskunluğu, Ali Başpınar’ın kızgınlığı(3) gibidir.

Onlar suskun ve kızgın değilmiş gibi yapmak ve yaşananları yok saymakla yaratılan “yalan dünyaya” bu kez “yıkıl” diyelim.

Kızgın abimizden sonra suskun abimizi de yitirdik; denecek ne var, “başımız sağ olsun”dan başka.

1) Suskunluk imgesini, Başaran Aksu’nun başlangıç.org sitesindeki “Nasuh Mitap: İradenin etik suskunluğu” başlıklı yazısından etkilenerek kullandım.

2) Bu kısa yazıyı, Nasuh Mitap’ın cenazesine katılmak için İstanbul’a gitmeye hazırlanan eniştemin (Mehdi Bektaş) yanından geldikten sonra gecenin bir vaktinde kaleme aldım. Mehdi abi yıllarca Nasuh Mitap’ın avukatlığını yaptı. Ankara’ya her geldiğinde görüşürlerdi. Onun kaybının dostları için ne anlama geldiğini, Mehdi abinin gözlerinden  okumak mümkündü. 

3) İnsanların hangi duyguyla kendini ifade edeceği biraz da mizaçla ilgilidir. Ali Başpınar da tıpkı Nasuh Mitap gibi hiçbir oluşumun içinde yer almadı. Yaşananlarla ilgili görüşlerini sert sözcüklerle ifade ederdi. Beş seneye yakın bir süre aynı işyerinde çalıştık. Öfkesine de, kızgınlığına da tanık oldum.


inonualpat@gmail.com