23 Temmuz 2015 Perşembe

Yeter ulan! Hep biz mi öleceğiz?

Savaş isteyenler, “bedeli ne olursa olsun”dan başka ağzından laf düşürmeyenler, cehenneme kadar yolunuz var.

Çekin gidin, çıkın hayatımızdan; öldürün birbirinizi. Bize ilişmeyin, gençlerimize bulaşmayın.

Daha ne istiyorsunuz, daha kaç kere ölmemiz lazım, kaçımızı daha katlederseniz kafi gelecek size?

Doymadınız kana bir türlü. Bir türlü ikna olmadınız, bir türlü yorulmadınız öldürmekten.

Turan Emeksiz’i katlettiniz durmadınız, Vedat Demircioğlu’nun ölümü kesmedi sizi, Taylan Özgür’ü öldürmekte tereddüt göstermediniz.

Kana ihtiyaç duyan vampirler gibisiniz. Ölüm yeni ölümleri çağrıştırıyor size, her bahaneyle gençlerin canını alıyorsunuz.

Varlık nedeniniz ölüm sizin. Öldürmeyince yaşayamayacak gibisiniz.

O yüzden kıydınız Denizlere, o yüzden gözünüzü kırpmadan binlerce mermiyi boşalttınız Mahirlerin üstüne.

Yetmedi mi? İbo’yu öldürmek bile ikna etmediyse sizi, o keman çalan abimizi, ne edelim, nasıl edelim, hepimizi öldürün bitsin bu iş.

Nasıl olsa “ölülerimiz toplanacaktır” dedi Turgut Uyar. Bırakın şiirin gereğini yerine getirmek bize kalsın.

Siz çekin kanlı ellerinizi üstümüzden.

Yeter, çekin ellerinizi hayatımızdan.

Yeter ulan, hep biz mi öleceğiz?

Biz Suruç’taki iki kızımız gibi ölüm karşısında el ele verecek kadar çok seviyoruz birbirimizi ve hayatı.

Yeter ulan, gına geldi artık şu “karanlık odaklar”, “provokasyon” mevzusundan. Ölümden değil, sizin kan kokan konuşmalarınızdan bıktık. Sıdkımız sıyrıldı, her ne zaman olursa olsun “provokasyon” denen nanenin hep bizimkiler üzerinden uygulanıyor olmasından.

Malatya’da biz öldük, Maraş’ta biz öldük, Sivas’ta biz öldük, Çorum’da biz öldük, Madımak’ta biz öldük, işkencede biz öldük, cezaevinde biz öldük.

Siz çıkıp provokasyondan dem vurdunuz; vurdunuz ve üzerimizden siyaset yaptınız.

Turan Dursun’u öldürdünüz, Bahriye Üçok’u öldürdünüz, Uğur Mumcu’yu öldürdünüz, Muammer Aksoy’u öldürdünüz, Hrant Dink’i öldürdünüz ve hep dış güçlerden, karanlık odaklardan söz ettiniz.

Açın bakın, 70’li yıllardaki iç savaş günlerinde antifaşist mücadelenin ana gövdesini oluşturan devrimci akımların 12 Eylül davalarındaki iddianamelerine. Bir tek kitle katliamı, bir tek kahvehane tarama eylemi yoktur.

Ama hep ne olduğu belli olmayan “provokasyon” teorileri vardır. Her provokasyon dönemi devrimcilerin katledilmesiyle başlar ve öyle devam eder.

Gezi’de öyleydi değil mi? Yine dış güçler, şu bu devredeydi. Ama yine hep bizim çocuklar öldürüldü.

“Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” denmesinden bu yana, hatta daha da öncesinden başlayarak, hep biz öldük ve hep siz öldürdünüz; hep solcular öldü, siz hep iktidarda kaldınız.

Yalanlarınızı, yorumlarınızı alın, başınıza çalın.

Ve bütün bunları yapmadan evvel bizi, hepimizi öldürün. Öldürün ve rahatlayın, yoksa bu hesap böyle kapanmayacak. Divana kalsa da, bu böyle olacak.

Nasıl olsa “Bir sabah büyük büyük ateşler yanınca, eller temizlenecektir, bir tören olacaktır, ölülerimiz toplanacaktır.”

Ama yeter ulan, hep biz mi öleceğiz.


Not: Bu yazı, 21 Temmuz 2015'te sendika.org'da yayımlanmıştır.