13 Nisan 2016 Çarşamba

Tariş’i, Gültepe’yi, Hıdır’ı ve İlyas’ı unutmadan İzmir’i anlamak!

İzmir’i anlamak isteyenler Tariş’i, Gültepe’yi, İskender Gül’ü, Hıdır Aslan’ı ve İlyas Has’ı unutmadan yapmalı bunu.  Yoksa kocaman bir kenti yorumlamak ve memleketin adım adım gericileştirildiği günümüzde, İzmir direnişinin kaynağına inmek mümkün olmaktan çıkabilir.

“Gavur İzmir” söylemiyle yüzünü gösteren gericiliği, “Özgür İzmir”le karşılama cesaretinin kökenine inmek, “Özgür İzmir”in kimseye bahşedilmediğinin farkına varmak olacaktır ki, bu gerçek bizleri “İzmir’in kurtarılması” yolunda bedel ödeyenlerin öyküsüne götürecektir.

68 kuşağının simge isimlerinden Deniz Gezmiş’in aranır duruma düştüğü günlerde İzmir’e sığınmasını, İzmir’in Deniz’e kucak açmasını tesadüf olarak mı göreceğiz? Tesadüf olarak görürsek, İzmir ile deniz ilişkisini nasıl açıklarız? Çünkü İzmir denize kucak açmış bir kenttir; deniz İzmir’in içine girmiştir.

Şimdi İzmir kordon boyunda teneffüs edilen havanın ilk zerreciklerinin, antiemperyalist bir gösteri için İzmir’e gelen Mahir Çayan’ın, Hüseyin Cevahir’in, Âşık İhsani’nin soluklarından oluştuğunu da bilmeliyiz.

O Âşık İhsani ki, tarihe “Bahriyeli avı” olarak geçen olaylar sırasında kordon boyunda ABD’li askerleri kovalayanlar arasındadır; gözaltına alınmış, tabutluk tabir edilen hücrelere atılmıştır. İşte, “İzmir bura Kordon boyu/Üç kişi bir tabuttayız” şarkısını burada yazmıştır.

Türkiye İşçi Partisi’nin 1967’nin 10 Kasım’ında yayınladığı bildiride, antiemperyalist mücadelenin fitilini ateşleyen gençliğin önemini teslim eden ifadeler yer alıyor, İzmir olaylarına da atıfta bulunuluyordu: “Atatürk’ü saygı ve sevgiyle anmanın, ona en yaraşır şekli, Amerika’ya karşı yürütülen ikinci Mil¬li Kurtuluş mücadelemize hız vermek¬tir. Aziz Atatürk, Cumhuriyeti genç¬liğe emanet etmekle ne kadar isabet etmişsin. İzmir’in kordon boyunda ve Dolmabahçe’de, körpecik göğüslerini düşmana siper edenler, senin genç ev¬latlarındır. Onlar sana ihanet etmedi¬ler. Biz sana ihanet etmedik.”

O gün bu gündür İzmir, faşizme, gericiliğe ve emperyalizme hiç aman vermedi; hiç ihanet etmedi.

70’li yıllarda sivil faşist hareketin İzmir’de kitle tabanı bulamamasını tesadüfle açıklamak mümkün müdür?

Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerinin İzmir’i ele geçirmek amacıyla, Tariş’in faşistleştirilmesi için düğmeye basmasına karşı bütün bir kentin direnişe geçmesi ve faşistlerin hevesinin kursağında kalması tesadüf müdür?

Tesadüf dersek eğer, Gültepe’nin Tariş direnişi için sokağa dökülmesini, öğretmen İskender Gül’ün Gültepe’yi savunurken katledilmesini nasıl açıklarız?

Tesadüf dersek eğer, Tariş direnişinin önde gelen isimlerinden Hıdır Aslan ve İlyas Has’ın, 12 Eylülcüler tarafından darağacına çıkarılmasının nedenini anlayamayız.

Hıdırları darağacına çıkaran, sendikaları kapatan, grevleri yasaklayan 12 Eylülcüler, bir taraftan da cemaat örgütlenmelerinin elini rahatlatmış, solun panzehiri olarak düşündükleri gericiliğin önünü açmış, imam hatipleri cazibe merkezi haline getirecek mevzuat düzenlemeleri gerçekleştirmiş, din dersini zorunlu hale getirmiştir. AKP’nin yükselişinin nedenini anlayamayanlar, devrimcilerin kıyıma uğradı yıllara bakabilirler. İlyas Has, İzmir’den koparılırsa, İzmir’in başına Binali Yıldırım musallat olur; kaçınılmaz son budur.

Belki de İzmir’in, Binali Yıldırım şahsında gericiliğe karşı gösterdiği direnişi, İlyas Has’tan küçük bir özür dileme olarak anlamalı.

Belki de, İzmir’in pek çok noktasına 8 Mart vesilesiyle asılan “İstediğim zaman kahkaha atarım; sana ne”, “gece yarısı sokakta dolaşır, gezerim; sana ne” afişlerini, kadın hayatı üzerinden toplumu gericileştirme operasyonuna İzmir’in direneceğine işaret saymalı.

Tariş direnişine ev sahipliği yapan, İskender Gül’ün, Hıdır Aslan’ın ve İlyas Has’ın yaşadığı bir kentte faşizmin hüküm sürmesi mümkün müdür?

Bunu mümkün kılmak isteyenlere karşı direnenlere selam olsun; İskender’in, İlyas’ın, Hıdır’ın kardeşlerine ve çocuklarına Tariş işçilerinin!


Not: Bu yazı, İzmir’de yaşamaya başladığım üç aydır, defalarca gözaltına alınan ancak sokağa çıkmaktan geri durmayan İzmir’deki Halkevcilere ithaf edilmiştir.


Bu yazı, 9 Nisan 2016'da sendika10.org'da yayımlandı.