8 Mayıs 2016 Pazar

Fatsa-Sur tartışması ve Deli Gaffar’ın nezaketi!

Seveni sevmeyeni vardır elbette. Hangimizin yok ki? Şahsına münhasırdır; görüşlerine katılmayanlarda bile merak uyandırması bu nedenledir. Uzun süre cemalini halktan gizlemiş, kim olduğuna dair tevatüre yol açmıştır. Bildiğim, ilk kez Halk TV’de görünmüş, yazılarıyla cemali arasında bağ kurmamızı kolaylaştırmıştır. Yine de denebilir ki, yazılardan karakter tahlili yapmanın hem yapan hem de yazan için yol açacağı hoş sürprizlerden bizi ve kendini mahrum bırakmıştır.

Kalemi sivridir, görüşleri serttir, her satırında kararlı olduğunu hissettirmektedir. Lakin bunları yaparken, nezaketinden asla vazgeçmemektedir. Bu daha çok “halkın dostları” için geçerlidir doğal olarak, özellikle hassasiyeti dahilindeki konulardaki muarızlarına karşı tavizsiz bir tavır sergilemekte, adeta dilin kemiği olmadığını kanıtlamaktadır. Zekasını ve nezaketini kullanma yeteneği, iyi yazar olduğunu göstermektedir.

Fatsa Belediye Başkanı Terzi Fikri’nin ölüm yıldönümü için kaleme aldığı, “Fatsa, Devrimci Yol, Özyönetim PKK…”* başlıklı yazısı bütün özelliklerinin toplamını resmetmektedir. Sadece yazısına değil, yazısına gelen tepkilerle ilgili beni haberdar edip şahsıma yönelik küfür ve hakaretler için özür dileme inceliğini göstermesinin taşıdığı değere bakarak söylüyorum bunu. Oldukça galiz küfürlere maruz kalan bir yazar olarak, kendinin dahli olmamasına rağmen, bir başkasının aynı muameleyle karşı kalmasının yarattığı mahcubiyeti paylaşması, benim açımdan yazısındaki yanlışlar ve doğrulardan daha değerlidir, hiç kuşkusuz.

Bu nedenle yazıyı, Deli Gaffar’ın yazısına yanıt niteliğinde değil, kamuya açık alanda, selam çakmak için kaleme alıyorum. Zekasına, nezaketine selam olsun!

Konuyla ilgili iki yazı yazdım peş peşe. İlkini “Fatsa sadece Fatsa değildi; Suriçi de sadece Suriçi  değildir” başlığıyla yayımladım. Deli Gaffar’ın temas ettiği gibi,  “kimi art niyetli kişilerin istismar malzemesi haline geldiği” için, “Devrimci Yol Güzellemesi” başlıklı ikinci bir yazı daha yazdım. Kimi politik yapıların konuyla ilgili polemiği devam ettirme girişimlerini görmezden geldim. Çünkü politik bir yapının bireylerle muhataplık ilişkisi kurmasını ve hatta devam ettirme ısrarını yadırgarım.

Deli Gaffar’ın yazısını ise yok saymam mümkün değil. Çünkü tartışmaya açtığı konunun muhatabı ilan edilmeyi adil bulmuyorum. Kaldı ki, benim temas ettiğim kadarıyla, konunun, Fatsa-Sur/Devrimci Yol-PKK karşılaştırmasına kadar genişletilmesinin sorunlu olduğunu düşünüyorum. Başkaları ne yazdı bilemiyorum, lakin tıpkı Deli Gafffar’ın, “Devrimci Yol’un Fatsa’sı ile PKK’nin özyönetim ilanları arasında kimi benzerlikler kurulabilir. Ancak bağlamdan ve zamandan bağımsız olarak kurulmaya çalışılan her bağlantı isabetsiz bir niyet bildiriminden öteye geçemez.” şeklindeki satırların yakın anlamlısına yazısında yer vermiş biri olarak, konuyla ilgili yazılar listesinde zorunlu yer almış olmak dışında, Deli Gaffar’ı hiddetlendirenler arasında bulunmama yol açan algıyı, Deli Gaffar’da da görmüş olmanın derin üzüntüsü dışında, kendimi tartışmaya oldukça uzak hissediyorum.

Neydi yakın anlamlısı? Şu satırlardı: “Fatsa’yı doğuran koşullar ve Fatsa’nın arkasındaki politik irade ile Sur’u yaratan koşullar ve arkasındaki politik iradenin farklı olduğunu söylemeye hacet duymam.”Yani Deli Gaffar’dan önce, “bağlamına” ve “zamanına” dikkat çekmiş olmak, kendime dert ettiğim konuyu bir kez daha hatırlatma hakkını doğurmaktadır.

Dert ettiğim konu şudur: Adınız, sanınınız ne olursa olsun; ister Devrimci Yol, ister PKK, ister Tamil Kaplanları, ister Aydınlık Yol, ister Hamas hiç fark etmez, yarattığınız değerlerin ne pahasına olursa olsun korunması ve yaşatılması asli hedefiniz olmalıdır. Bu, bir başkasının yaratılanın içeriğine dair itiraz ve eleştirilerinden bağımsızdır. Aynı şekilde, “hendek siyasetinin” bir süre sonra PKK tarafından, “devletin bu kadar sert saldıracağını tahmin etmemiştik” diyerek bir çeşit özeleştiriye tabi tutulması da bu gerçeği değiştirmez. PKK bir karar almış ve büyük bedeller ödeyerek hayata geçirmiştir. Devrimci Yol bu bedeli göze alamamıştır. Durum bu açıklıktadır.

Yani tartışma, Devrimci Yol ile PKK arasındaki ideolojik-politik yaklaşımların benzerliği ve farklılığı noktasında çıkmamış, yaratılan değere sahip çıkma niyet ve kararlılığına dikkat çekilmiştir. Deli Gaffar’ın, bu tartışmayı, Devrimci Yol ile PKK arasında, “devletle ilişkiler”, “şiddet kullanımı”, “sermayeyle ilişkiler” vb. konulara taşıması ve yazısını Fatsa-Sur karşılaştırması yapanları, sanki Sur’un arkasındaki siyasi iradenin taşıdığı özelliklere katılıyormuş algısı yaratacak şekilde kurgulaması pek doğru olmamış kanımca.

Şu nokta açıktır: Fatsa yenilmeseydi, 12 Eylülcüler elini kolunu sallayarak gelemezdi. Bu gerçek, Deli Gaffar’ın, “Fatsa, fiziksel olarak yenilmesine rağmen tarihsel olarak kazandı” şeklindeki sözlerine ne yazık ki ağır basmaktadır. Biri gerçek, diğeri biz solcuların tarihsel temennisidir.

Bizleri derinden üzen nokta şudur: Türkiye sol hareketi 12 Eylül’e karşı, o zamana kadarki iddiasına uygun bir direniş sergileyememiş, işkence ve cezaevi süreçlerinden pek hoş ayrılmamıştır. Farklı örnekler elbette yaşanmıştır, lakin burada vurgulanan ortalamadır.

12 Eylül sonrası solun yeniden ayağa kalkma girişimlerini ve bugün soldaki egemen anlayışı, bu gerçekten bağımsız ele alamamanın yarattığı iç sıkıntısını, “tarihsel zafere” atıfta bulunarak hafifletmek mümkün olsaydı keşke.


*deligaffar.com