24 Haziran 2016 Cuma

Berkin’in arkadaşları, Metin Lokumcu’nun talebeleri öğretiyor!

Berkin’in arkadaşlarının, Metin Lokumcu’nun talebelerinin sesine kulak vermezsek işimiz zor.

Gencecik delikanlılar ve genç kızlar laiklik istiyor. Lamı cimi yok; abuk sabuk tartışmaları ellerinin tersiyle iterek, olanca sahiciliği ve yalınlığıyla dertlerini anlatıyorlar. “Türkiye laik değil laik olacak”, “özgürlükçü laiklik” gibi sokaktaki insana değmeyen derin analizlere takılmadan, sosyalistlerin pek sevdiği ifadeyle, “somut durumun somut tahlilini” yaparak, gericiliğe sırtlarını, ilericiliğe, aydınlığa yani devrimciliğe yüzlerini dönüyorlar.

Ve kelimenin gerçek anlamıyla laiklik istiyorlar.

Somut durum şudur: Türkiye adım adım gericilik bataklığına çekilmektedir. Sosyo-kültürel ortam muhafazakarlığa, siyasal ortam ise Ortadoğululuğa teslim edilmek isteniyor; hem de faşizm marifetiyle.

Liseliler buna isyan ediyor; isyan nedeni simgesel ve tılsımlı bir kavramla özetleniyor: Laiklik.

Hani şu, Gökhan Bulut’un sendika10.org’daki yazısında “Devrim sorunundan, devrimin konusuna” dediği laiklik. Hatta memleket o hale geldi ki, “devrimin kendisi” diyebileceğimiz derecede önem arz eden laiklik.

Evet, liseliler, gerici eğitime ve istibdatçı okul yönetimlerine, yandaş müdürlere, eli sopalı öğretmenlere, ensarcılara baş kaldırıyor. Ayaklarını bastıkları zeminin sağlam olduğundan kuşku yok. Çünkü karşı karşıya kaldıkları sorunun kaynağının farkındalar ve çözümün tılsımlı kavramanı huzur içerisinde dile getiriyorlar: Laiklik.

Hani şu, Gezi’de yüz binleri sokağa döken laiklik.

Epeydir, mücadele programı oluşturmada ve hayata geçirmede hayli sıkıntılar içerisinde bulunan kesimlere, Gezi’nin öğretemediğini sanki bir kez daha öğretmek istiyor gibiler.

Tumturaklı sözlere, ağdalı yorumlara ihtiyaç yok. Gezi’de sokağa çıkan yüz binleri, yani Gezi Parkı direnişini, Gezi İsyanına çevirenleri getirin gözünüzün önüne; ellerindeki bayrakları, dillerindeki şarkıları, hemen herkesin katıldığı birleştirici sloganları,  kendilerine dert ettikleri konuları hatırlayın.

2013’teki “devrimin üç ayı”nda yaşananları unutmaya yüz tutmuş olanlar varsa aranızda ya da Gezi gerçeğini ısrarla yok saymaya çalışanlar, İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin “Karanlığı yok etmek için okuduk” başlıklı bildirisini okusun.

Gürlek Nakipoğlu Anadolu Lisesi öğrencilerinin, “AKP'nin gerici-yandaş ve niteliksiz eğitim politikalarını reddediyoruz” diyen bildirisine göz atsın.

Ankara Atatürk Anadolu Lisesi öğrencilerinin,  “Gençliğin hiçbir zaman karanlığa teslim olmayacağını, eşit, bilimsel ve laik bir eğitim talebini her zaman yükselteceğini” ifade eden metnini ellerinin altında bulundursun.

Haydarpaşa lisesi öğrencilerinin, liselerinin tarihine atıfta bulunan metnini, sol tarih çalışmalarında referans alsın: “Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi değerlerin, aydınlıklara koşan devrimcilerin çıktığı bu okulda bize sadece karanlığa sırtımızı dönmek yetmez; borçtur aydınlık için savaşmak. Biz öğrenciyken, öğretmenken, işçiyken, avukatken, doktorken, mühendisken; bu ülkeyi sınıfsız, sınırsız, özgür bir yere dönüştürme gayesi ve bilinciyle yaşayacağız.”

Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi öğrencilerinin, “Bizler, ülkemizin geleceği, yarınların umudu olan liseliler, etrafımızı saran karanlığı önce okullarımızda yeneceğiz, daha sonra da ülkemizde” diyen kararlılığının nedenlerini anlamaya çalışsın.

Kurtuluş Lisesi öğrencilerinin, “Geçtiğimiz günler içerisinde okulumuzun ikinci katında bulunan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı panosunda yer alan “Yaşasın Laiklik” yazısı okul idaresi tarafından sendikaların sloganı olduğu gerekçesi ile kaldırıldı. Bizler gericiliğe karşı laikliği savunan liseliler olarak bu gerekçenin göstermelik olduğunun asıl kaldırılma sebebinin o malum partinin laiklik karşıtı eylemleri olduğunu ve okul idaresinin o malum partinin birer fertleri olduğunu biliyoruz” şeklindeki metinlerine tarihsel belge muamelesi yapsın.

Bakırköy Anadolu Lisesi öğrencilerinin, ‘karanlık zihniyetlere karşı aydınlık mücadelesini sürdüren yol arkadaşlarına’ yolladıkları selamı alacak birilerinin olduğunu bilsin.

Hacı Ömer Tarhan Anadolu Lisesi öğrencilerinin anti-emperyalist çağrına kulak kabartsın: “Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımızda, Sarıkamış’ta, Galatasaray Lisesi’nde biz yaşlardaki gençlerin- çocukların dişiyle, tırnağıyla, kanıyla emperyalistlere karşı verdiği mücadeleyle kurduğu bu ülke, AKP İktidarı tarafından emperyalistlere parsel parsel satılıyor ve ortaçağ bataklığına sürükleniyor.”

Gazi Anadolu Lisesi öğrencilerinin, “Farklı şehirlerde, farklı okullarda, farklı sıralarda okusak da yaşadıklarımız ortak. İşte bu nedenle çıkaracağımız ses de ortak olmalı. Selam olsun karanlığa arkasını dönüp güneşli yarınlara yürüyen bütün liselilere” satırlarındaki dayanışma çağrısına kulak versin.

Bornova Anadolu Lisesi öğrencilerinin “Gelin padişah yalakalarına hep birlikte sırtımızı dönelim.” deyişine bakarak safını belirlesin.

Demem o ki, herkes elindeki kitabı bıraksın. Herkes yeni bir okuma listesi ve mücadele programı çıkartsın.

Son olarak da Hopa Anadolu Lisesi öğrencilerinin, yani Metin Lokumcu öğretmenin talebelerinin yazdıklarını baksın. Çünkü demişler ki, “Cerattepe gibi doğanın yağmasına, geleceğine ve onuruna sahip çıkmayacak nesiller yetiştirmek istiyorlar. (…) Sizin yetiştirmek istediğiniz nesil değil sorgulayan, düşünen, biat etmeyen, gericiliğin karşısında bilimi ve laikliği savunan, bu ülkenin geleceğini bugünün liselerinden kuran nesil olacağız. Size ve gericiliğe her zaman sırtımızı dönüp, yüzümüzü Metin Lokumcu öğretmene çevirip aydınlığa ve özgürlüğe koşacağız.”

Lokumcu öğretmenin faşizme isyanı, Artvinlilerin, neoliberal yıkıma karşı sergilediği Cerattepe direnişi, “Karadeniz uşağı Amerikan uşağı olmayacak” sloganında simgeleşen antiemperyalizm, “liseli isyanının” politik dayanağını oluştur ki, laiklik olmadan Cerattepe direnişinin başarılamayacağı, Cerattepe direnişi başarılmadan laikliğin kazanılmayacağı ve laiklikle antiemperyalizmin kardeş olduğu tescil edilmiş olur.

Henüz ikna olmayan varsa, Hisar Okulları öğrencilerinin “Safları sıklaştırın çocuklar/ bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır” cümlesiyle sona eren bildirilerini okumasını ve tıpkı yasak bildiriler gibi kapı altlarından atmaya başlamasını salık veririm; laikliği militanca savunma zamanı gelmiştir çünkü.

Türkiyeli devrimciler, gericilik karşıtı ve laikliği savunan çığlığı duymazlıktan gelir ve liselilerin hassasiyet noktasında tahkimatını sağlamazsa, tıpkı Gezi İsyanındaki gibi büyük kalabalıkların dertlerini kendi derdi saymaz ve başka kulvarlara savrulursa, ittifak siyasetinde ve 20 yıldır sürdürdüğü hayatta köklü değişikliklere gitmezse, devrimin temel kabullerini etnik ve dinÎ saflaşmalara heba etmeye devam ederse, yeni bir Gezi İsyanı beklentisi, “Mehdi’yi bekleme” ruh halinden öteye geçemeyecektir.

Gezi İsyanına kalkışanların gericilikle sorunu vardı; liselilerin gericilikle dertleri var. Gezi İsyanının odak noktasında laiklik bulunuyordu; liseliler laiklik talebiyle yanıp tutuşuyor.

Gezi İsyancıları, sırtlarını gericilere dönmüş, göğsünü barikatlara yaslanmıştı. Liseliler sırtlarını gericilere döndü, yüzlerini aydınlığa, laikliğe çevirdi. İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin yaktığı ateş, binlerce liseliyi yakmaya başladı.

Sosyalistlerin yüzünü nereye döneceği, hangi ateşi harlayacağı açık değil mi?




Not: Bu yazı, 21 Haziran 2016 tarihinde sendika10.org'da yayımlanmıştır.