21 Temmuz 2016 Perşembe

Korkmayın, yılmayın, vazgeçmeyin; bu memleket bizim!

Çünkü onlar bunu bekliyor. Korkmamızı, yılmamızı, vazgeçmemizi; “bu memleket sizin” diyerek, terk-i diyar etmemizi.

Bu tarih de, bu memleket de bizim. Başka kimsenin olmadığı kadar hem de.

Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz’de katledildiğinden bu yana, 1954 TKP tutuklamalarından bu yana, “Biz ikinci milli kurtuluş savaşçılarıyız” diyen Deniz Gezmiş’ten, “Erleri çekin, rütbeliler gelsin” diyen Mahir Çayan’dan bu yana, yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’den, darağacında “Arkadaşlara selam söyleyin” diyen Necdet Adalı’dan bu yana bu tarih de, bu memleket de bizim.

Direnişlerinde biz varız bu memleketin, hüznünde biz. Bu memlekette ne kadar acı yaşatılmışsa, bu memlekette ne kadar direniş olduysa bizle başladı, bizle bitti; acıyı da zaferi de biz bahşettik kendimize. Kızıldere’den Nurhak’a, Mamak’tan Diyarbakır’a, Maraş’tan Madımak’a, 10 Ekim’den Güvenpark’a, Fatsa’dan Gezi’ye...

Ne tankımız, topumuz, uçağımız vardı bizim ne cemaati, sermayeyi, polisi, orduyu arkasına alarak efelenecek kadar zavallıydık ne de uluslararası güç savaşlarının arasında kendimize yer arayacak kadar bağımlıydık.

Azdık biliyoruz. Şimdi daha da azız. Lakin her ırkçı-gerici kalkışmada sokaklara dökülenlerin yollarının Tuzluçayır’dan, Armutlu’dan, Hopa’dan, Gazi’den, Alevi mahallelerden geçmesini tesadüf olarak görmüyoruz. Çünkü, cemaate, sermayeye, polise, orduya yaslananlar bu azlıktan bile korkuyor.

Tarih denilen şey bu işte. Nazım bu nedenle “Bu memleket bizim” demedi mi? “Dörtnala gelip uzak Asya’dan” demesini nasıl bildiyse, “Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere/ Koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere” demesini de bildi. Tarih böyle yazılıyor işte.

Acıdan, hüzünden, korkudan azade bir tarih değil bu. Umuttan, çareden, direnmeden azade hiç değil.

Açın bakın tarih sayfalarına, korkanlarla korkulanlar arasındaki çatışmadan ibaret olduğunu göreceksiniz. Az olduğu halde korkulan olmakla, az olandan korkmak nasıl bir duygudur?

15 Temmuz gecesi çatışanların, gözlerini kırpmadan birbirlerini öldürenlerin, sivillere ateş edenlerin, gariban askerin kafasını kesenlerin tarihte yerleri olmadığına emin olalım diye yazıyorum.

Emin olalım, insanlıktan nasibini almayanlar kazanamayacak.

Daha şimdiden kazananlar ve kaybedenler belli oldu. İçinizi rahat tutun; korkmayın, yılmayın, vazgeçmeyin.

Türkiye’ye bunu yapanlar kazanamayacak.

Darbeye ve diktatörlüğe el pençe durmayanlar şimdiden kazandı bile: Tuzluçayır, Armutlu, Gazi ve diğerleri...

Ne tankların paleti ne de hilafet bayraklarının gölgesi bağımsız, demokratik ve laik Türkiye özlemini bastıramayacak, emin olalım.

Bir Tuzluçayır daha, bir Armutlu daha, bir Hopa daha eklersek tarihe, emin olalım onlar kazanamayacak.

Yeter ki emin olalım ve yeter ki emin olmakla yetinmeyelim.



Not: Bu yazı darbeden sonra, OHAL ilan edilmesinden önce yazıldı.